90′larda Oyun Oynamak

Tam 17 yıl önce Şubat tatilinde, ki artık bu tatilin adı sömestr tatili olmuş, görmüştüm Windows 95 yazısını tam çalışma masamın üstünde. Kaç saat uğraştıklarını hatırlamıyorum ama kurulmuştu ve ertesi gün artık bilgisayar benimdi. Bilgisayarı açtım, ilk aradığım şey oyunlardı. Bilgisayar oyundan başka ne işe yarayabilir ki? Oyunlar, Solitaire, Mineweeper … Uzun zaman bilgisayarın önünde bu oyunları oynayarak geçirdim ve sonunda Hearts’ı keşfetmiştim ama Freecell büyükler içindi… İnternetin çılgın sesler sonunda bağlanıp, byte’ların gelişinin gözle görülebildiği yıllardı. Oyunlar disketle geliyordu, Hugo, Aladdin, Dyna Blaster ve diğerleri… Öyle şehir efasneleri vardı ki birinde 200 oyun varmış birinin 300 tane varmış… Mucizevi şeyler…

Devamını okuyun »


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

Başarılı İnternet Projeleri Sandığımız Kadar Basit mi?

Türkiye’de hemen hemen herkesin bir girişimcilik sevdasına tutulup, yatırım ve/veya destek aradığı şu günlerde tarışılması gereken en önemli konu nasıl başarılı proje çıkarılır olmalıdır.  Eskiden Amerikan Rüyası’nda olduğu gibi şimdi de bir fikir bulup milyar dolarlık proje (burada projeden kastım web-mobil projesidir.) geliştirip bunu pazarlamak veya satmak girişimcilerin asıl amaçları oldu. Süreç oldukça basit; fikri bul, projeyi geliştir, projeyi sat, dünya turuna başla… Tabiki süreç bu kadar basit olmalı, olmasa Amerika’da bu kadar “basit” projeler bu kadar para kazanması mümkün olamaz.

Şu basit projelere bakalım. Facebook; sosyal arkadaşlık sitesi, myspace, hi5 ve daha birçokları gibi bir site. Instagram; daha önce fotoğraf makinakinalarımızın yaptığı gibi efekt veren uygulama. Pinterest; Facebook’da fotoğraf paylaşmak gibi buraya “pin”liyorsun.

Bir saniye, yok şöyle diyelim. Facebook; herkesin gelip uygulama geliştirmesi için bir platform. Instagram; çektiğim fotoların mükemmel görünmesini sağlayan uygulama. Pinterest bir seferde daha çok foto, imaj görebildiğim, imaj kütüphanesi.

Yok yok, nasıl desem, Facebook, kişiler arası iletişimi arttıran modülleri barındıran, sosyal iletişim platformu. Instagram; “kahretsin fotoğrafçılıkta çok başarılıyım” dedirten uygulama. Pinterest bir anda ne kadar da çok şey öğreniyorumu gösteren görsellik sayfası.

Ama bunlar basitti. Yoksa değil mi? Bunları yapanlar çıkıp da bir fikir bulduk, yaptık tuttu gibilerinden demeçler vermeseler, belki de biz de durup adamlar ne yapmış diye düşünebilirdik. Peki şimdi düşünelim.

1. Başlangıç fikri. Ama bu fikir net olmalı. Şunu da yapayım şu da olsun ama şuna benzemesin gibi düşünceler, seni dağıtır.

Devamını okuyun »


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

“Sosyal Oyunlar” gerçekte ne kadar sosyal?

Dünya’da 4-5 yıldan beri olan ve Türkiye’de yeni yeni gelişen “Sosyal Oyun” (Social Gaming) kavramı hayatımıza yeni bir bakış akışı getirdi: Oyunlarla sosyalleşmek! Sosyalliği oyuna sokmadan önce sosyalleşmenin ne demek olduğunu bir düşünelim. Bana göre sosyalleşme, değişik kişiler tanımak (ya da tanıdığın kişileri yeniden tanımak), insanlarla çeşitli aktiviteler yapmak; çeşitli konular hakkında fikirlerini almak, konular üzerinde konuşmak ve insanlarla ortak konuşabileceğimiz konular bulmak ya da yaratmaktır. Bu tanıma bakarak oyunların ne kadar sosyal olduğuna bir bakalım. Devamını okuyun »


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

Adobe Flash CS5

Fortune dergisine göre 2010 yılının çalışılabilecek en iyi şirketler listesinde 42. sırada olan Adobe Systems [1] 5 aya yakın bir süredir Adobe Flash ürünlerinin son versiyonu olan CS5′i tanıtıyor. CS4 ile CS3 arasında bir fark olmaması dolayısıyla versiyon değiştirmemiş olan geliştiriciler CS5 ile birlikte eski alışkanlıklarından vazgeçecekleri kesin. Ekim ayında çıkardıkları Beta versiyonu ile yaptıkları sunum dikkat çekici. CS5 ile versiyonla birlikte bir kaç önemli özellik gözümüze çarpıyor. İlk olarak Flash ile yazılım yapanları da artık hesaba katarak kod editörlerini diğer Eclipse gibi editörlere benzetmeye başlamış. Eskiden sadece tanımlı olan methodları ve sınıfları tamamlarken artık yeni oluşturduğumuz sınıfları ve methodları da tanır hale getirmişler. Böylece ActionScript 3 yazılımı yaparken başka editörler kullanan arkadaşlar artık Flash CS5′in editörünü kullanacaklarını umuyorum.

Diğer önemli özelliği ise Microsoft Office’in 2003′den sonra geliştirdiği XML teknolojisini Flash’da da görmeye başlayacağız. Bunun sayesinde midir bilinmez Adobe Flash ile Adobe Flash Builder (eski adıyla Adobe Flex Builder) artık birlikte çalışabilecek. Aslında bununla birlikte XML teknolojisinin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Adobe yazılım konusunda pek fazla deneyimi olmayan kişileri de unutmamış. Editör içinde var olan hazır ActionScript 3 kodları sayesinde öğrenme sürecini en aza indirmek istiyorlar. Ayrıca bu sayede hızlı yazılımlar geliştirilebilinir (Bunlara yazılım demek içimden gelmiyor aslında ürün demek daha doğru olur.).

Devamını okuyun »


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

EA da hata yapar…

Daha önce yazdığım yazıda Fifa2010 hakkında ilk izlenimlerimi vermiştim. Fifa 2010′da gerçekten güzel bir iş yaptığını söylemiştim. O fikirlerim aynen devam etmekle birlikte her oyunda olduğu gibi Fifa 2010′un da ilginç hataları varmış (1 aylık deneyimlemeden sonra…). Genelde gol atmanın PES 2010′a göre zor olduğu oyunda, kalecilerin çok ciddi sorunları olduğunu düşünüyorum (oyunda yani.). Kalecilerin yapay zekalarının 2009′a göre oldukça düşük ve topu tutuşları da oldukça zor oluyor. Bunun yanında karşılaştığımız enteresan bir hata kalecinin görüntüsündedir. Kaleci bir maç boyunca eldivensizdi ve normal futbolcuların giydiği formadan giyiyordu. Bu maçtan bir önceki maçta kaleci değiştirmiştik. Maçı yeniden yapınca bu hatanın ortaya çıktığını düşünüyorum. Böyle hataları görmek açıkçası oyun dizaynıyla ve kodlamasıyla ilgilenenler için “EA da bunu yaptıysa bizim hata yapmamız çok doğal” gibi cümlelerin söylenmesine ortam hazırlıyor :) . Keşke bunun kadar başarılı bir oyun yapabilsek de (tabi ki yaratıcı oyun yapmak daha önemli ama grafikleri ve oynanış olarak düşünürsek) bu kadar hatamız olsa…


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

ActionScript 3.0′de farklı Domain’lerle çalışmak

ActionScript’te kendi yazdığınız tüm sınıflar ve asıl fla’nızın kütüphanesinde (library) bulunan ve bağlantı isimleri girilmiş (linkage name) “MovieClip”lerin hepsi Flash derleyicisi için bir sınıfdır (class). Kütüphanede bulunan MovieClip’lerin özelliklerindeki(properties) temel sınıf (base class) aksi belirtilmediği sürece MovieClip’tir . Bu temel sınıf, nesne tabanlı programladan bildiğimiz ve “extends” kelimesiyle belirttiğimiz üst sınflara karşılık geliyor. Kütüphanede bulunan bu MovieClip’ler de sınıf gibi davrandığı için kök dizininde ve kütüphane içinde aynı isimli başka sınıf kullanamazsınız.

ActionScript’de kendi çalıştığınız koda dışarıdan swf’leri hatta swf’lerin içindeki sınıflarınızı (class) çağırabilir ve kendi kodunuz çalışırken (runtime) bu sınıfları kullanabilirsiniz. Dışarıdan tüm swf yi MovieClip olarak yükleyebilirsiniz ya da swf içindeki derlenmiş bir sınıfı ya da MovieClip’i alabilirsiniz:

public function modulYukle(){
var context:LoaderContext = new LoaderContext(false, ApplicationDomain.currentDomain);
loader = new Loader();
loader.load(new URLRequest(“sizinSwfAdresiniz.swf”), context);
loader.contentLoaderInfo.addEventListener(Event.COMPLETE, completeHandler);
}
//————————————————
private function completeHandler(event:Event):void{
modulunSaklanacagıDegisken = loader.content as MovieClip; // tüm swf yi yüklemek isterseniz
// sinifinSaklanacagiDegisken = getDefinitionByName(“SinifinizinAdi”);   // sınıf adını yazarken package ları doğru olarak yazmanız gerekir.
}

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

Latife Hanım’ın Kağıtları

Haftasonu yaptığım yolculuk sırasında Fatih Bayhan’ın 2007 yılında yazmış olduğu Latife Hanım’ın Kağıtları isimli kitabını okuma fırsatı buldum. Bir çok kitap arasından bunu seçmemin nedeni yakın tarihte, tarih kitaplarında anlatılmayan hikayeleri okuma isteğimdi. Kitabın başlığı oldukça ilginç, Atatürk’le yaklaşık 3 yıl yakın olarak geçirmiş bir kişinin yaşadıkları, kısacası Atatürk’ün özel hayatını anlatır tarzda bir başlık. Kitap Atatürk’ün, Atatürk’ün yakın arkadaşları ve Latife Hanım’ın hatıratlarından ve basında çıkan bazı haberleri sunarak, bu yazılardan sonuçlar çıkarıp önümüze koyuyor. Kitap bazı yerlerde tarih sırasını kaçırılarak anlatılmış olsa da genelde tarihi olayları sıra ile anlatıyor. Şu anda bazı yazarlar tarafında Latife Hanım’cılar ve Fikriye Hanım’cılar olarak ikiye ayrılmış durumda olduğunu kitaptan daha iyi anlıyoruz ve çoğu cümleden Fatih Bayhan’ın; Latife Hanım’ın tarafında olduğu en azından Atatürk ve Latife Hanım’ın gerçekten bir aşk yaşadığına inandığı anlaşılıyor. Kitabın çoğu yerinde tekrarlara yer verilmiş. Bir mektuptan çıkan sonuçları mektubun geçek hali verilmeden önce anlatılmış. Bu nedenle, bu tür mektupları okuyunca, o ana kadar zaten okunmuş olan parçaları tekrardan okuyunca, insanın pek bir heyecanı kalmıyor. Kitabın başlığına bakarak kitabın genel olarak Latife Hanım’la ilgili olacağını düşünmüştüm. Fakat kitap oldukça çok yerde bence biraz da gereksiz bir şekilde, Atatürk’ün Latife Hanım’la olmayan hayatına da kaymış. Kitaptan da anladığım kadarıyla oldukça iyi bir şekilde günlük tutan Latife Hanım’ın hayatı biraz daha çok anlatılabilinirmiş. Ama yine de kitap belgelerle, hatıratlarla, gazete röportajlarıyla, yazışma ve telgraflarla süslendiği için oldukça iyi bir çalışma olmuş.
Fatih Bayhan’ın 2008 yılında çıkarttığı Zübeyde Hanım ve Fikriye Hanım kitaplarını da okuyup, bir de onların gözünden olayı görmek iyi olur diye düşünüyorum. Ayrıca, Latife Hanım’ın 2006 yılında çekilmiş bir belgeseli de bulunuyormuş. İzlemek için sabırsızlanıyorum…
Latife Hanım\’ın Belgeseli
Latife Hanım'ın KağıtlarıLatife Hanım AtatürkLatife Hanım Atatürk 2


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

Yahşi Telekom

Bugün Yahşi Batı’nın CEPA’da Ankara Gala’sı vardı ve tabiki ben de davetliydim =). Görebildiğim kadarıyla Cem Yılmaz, Zafer Algöz ve Ozan Güven de ordaydı (Demet Edgar’ın da olmasını beklemiştim ama sanırım gelmemişti). Bundan yaklaşık bir yıl önce de yine Türk Telekom’un sponsor olduğu AROG filmine gitmiştim, fakat o bunun kadar organize bir gösteri değildi, en nihayetinde o toplu gösterimdi, bu ise özel gala.Film başlamadan Cem Yılmaz ve diğerleri kokteyl salonunda bir kaç tur attıktan ve fotograf çektirdikten sonra bir daha hiç gözükmediler (Tabi biz biraz kaçaraktan bulunduğu yere gidebildik ama…). Galada geçen yılkinden farklı olarak kişiler biraz daha önemli kişiler olduklarını söyleyebilirim. İnsanlar gayet şık ve özenli giyinip gelmişe benziyorlardı (ben de işten çıkmış bir halde…). Kokteylde de içkiler, patlamış mısırlar hazır bekliyordu. Hatta patlamış mısır biz sinemada otururken elimize kadar geldi (Aslında önümüzde oturan Y.Mahalle belediye başkanına gelen fazlalıkları aldık da denebilir ;) ). Ömer Bey’in sayesinde hem AROG’u hem de Yahşi Batı’yı sinemada 2 kere, 2 ayrı zevkle seyretme fırsatı bulmuş oldum. Bir dahaki galaya da gitmek umuduyla…

Cem Yılmaz da bizi gördü sonunda…

Ozan Güven Zafer Algöz


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

Modsimmer ve GPU Programlama

Sonunda, dönem başından beri konuştuğumuz Odtü Teknokent’teki Modsimmer(Modelleme ve Simülasyon Araştırma ve Uygulama Merkezi)’e gidebildik. Merkez biraz sakin geldi bana, yani benim hayalimdeki yer insanların koşuştukları sürekli toplanıp bir şeyler üreten kişiler olduklarını düşünmüştüm. Odtü doktora öğrencisi, Erdal Yılmaz bize GPU programlama ve “Kalabalık Simülasyonu” hakkında yazdığı doktora tezini (aslında hala üstünde çalışıyormuş) ve uygulamalarını gösterdi. Kalabalık simülasyonu, belli bir insanın toplumda nasıl hareket ettiğini, birbirlerine ve önündeki engellere nasıl dikkat ettiğini ve bu engeller karşısında nasıl davrandıklarını simüle eden bir alan. Geleneksel CPU programlama’da yapılan simülasyonlarda 1000-2000 kişi simüle edilebilirken, GPU da 1 milyon a kadar çıkabilmişler. GPU programlama oldukça yeni bir kavram. NVidia’nın GeForce 8000 grafik kartlarını çıkarmasıyla birlikte, CUDA‘yı da kullanıma açtılar (Şubat, 2007). Böylece paralel işleme konusunda CPU’yu kat ve kat geride bırakan GPU kullanılmaya başlandı. Normal bir GPU programlama ile 100 kata kadar daha hızlı hesaplamalar yapılabiliniyor. Bazı alanlarda ve bazı optimize programlarda bu oran 600 kata kadar çıkıyor ve bu inanılmaz bir oran. Oyunlarda performans probleminden dolayı daha ucuz yöntemlerle halledilen işlemler de artık GPU programlama ile halledilebilecek gibi görünüyor.

Devamını okuyun »


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter

PS3′de Fifa 2010 keyfi

Nihayet Pazartesi’den beri yanı başımda duran “EA’dan bizzat hediye olarak gönderilen”(o kadar orjinal yani… =)) Fifa2010 oyununu oynama fırsatı buldum. İlk olarak Fifa2009′dan çok olmasa bile hızlı olduğunu söyleyebilirim. Oyun başlangıcı, araları ve sonu gösterimler hiç değişmemiş (en azından “Team Management” kısmında değişiklik beklerdim). Oynanışı bir hayli değişmiş. Artık “ben şuraya bastım adam şuraya gitti” tarzında açıklamaları pek duyamayacağız gibi. Oyuncu yönetimi artık tamamen oyuncunun yönetiminde. Top fizik kuralları içinde; ne şekilde nereye gittiğinden tutun da önüne çıkan kişilere çarptıktan sonraki hareketlerine kadar fizik kuralları uygulanmış. Topla koşarken ayrıca, adama yapışık değil, önünüze çıkan kendi oyuncunuz bile olsa çarpma ve topu kaybetme olasılığı var. Bu yüzden bilgisayara karşı oynarken dikine oyuncu geçmek bir hayli zor.

Grafikler ise daha yumuşak ve gerçekçi geçişler sağlanmış. Tekrar gösterimlerde ve gol sevinçlerinde arka planın flulaşması, izlenmesini keyifli yapmış. Oyunun iki kötü yanı var. Birincisi orta yaparken topun çok kavis alması. Gerçek hayatta, en azından Türkiye liginde ;) bu kadar kavisli orta yapılamaz heralde. İkincisi kalecilerin hala belki de geçen yıldan daha kötü bir hal alması.

Ama her şeye rağmen oynaması oldukça keyifli bir oyun olmuş.


DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter